Burun kemiği eğriliği tek başına kalbe doğrudan zarar vermez. Bazı çalışmalarda ileri derecede eğriliği olan kişilerde akciğer atardamar basıncının hafif yüksek ölçüldüğü ve ameliyat sonrası gerilediği bildirilmiştir. Ancak bu bulgular küçük ölçekli ve dolaylıdır. Asıl risk, eğriliğin uykuda solunum bozukluğuna eşlik ettiği durumlarda ortaya çıkar.
İnternette burun eğriliğiyle ilgili araştırma yapan birçok kişi, bir noktada aynı cümleyle karşılaşıyor: “Burun eğriliği tedavi edilmezse kalp yetmezliğine yol açabilir.”
Bu cümle okunduğunda yaratılan his tahmin edilebilir. Yıllardır bir burun deliğinden zor nefes alan biri, aniden kalbini düşünmeye başlıyor. Bazıları paniğe kapılıp acele karar veriyor, bazıları ise abartıldığını düşünüp konuyu tamamen kapatıyor.
İkisi de doğru yaklaşım değil. Bu yazıda iddianın nereden çıktığını, bilimsel çalışmaların gerçekte ne gösterdiğini ve — belki daha önemlisi — bu çalışmaların nerede yetersiz kaldığını anlatıyorum.
Septum deviasyonu, yani burun içindeki bölmenin eğriliği, doğrudan kalp kasını veya kalp damarlarını etkileyen bir durum değildir. Kalple kurulan bağlantı doğrudan değil, solunum üzerinden dolaylı bir bağlantıdır.
Bu ayrım önemli. Burun eğriliğinin kendisi bir kalp hastalığı sebebi olarak tanımlanmaz. Tartışılan şey, ileri derecede ve uzun süreli burun tıkanıklığının solunum fizyolojisi üzerinden kalp-akciğer sistemine yük bindirip bindirmediğidir.
Şunu da eklemek gerekir: toplumun yaklaşık %75-80’inde bir tür burun şekil bozukluğu bulunduğu tahmin edilmektedir. Eğer eğrilik tek başına kalbi bozsaydı, bunun sonuçlarını çok daha net görüyor olurduk.
Burun, solunum yolundaki hava akımı direncinin yaklaşık yarısından sorumludur. Bu nedenle burun tıkalıysa üst solunum yolu direnci artar.
Öne sürülen zincir şöyle işler: kalıcı burun tıkanıklığı → yetersiz akciğer havalanması → kanda oksijenin düşmesi ve karbondioksitin yükselmesi → akciğer damarlarında büzülme → akciğer atardamar basıncının artması → sağ kalp odacığına binen yükün artması.
Zincirin son halkasında, uzun vadede sağ kalp yetmezliği (kor pulmonale) tablosu yer alır. Teorik olarak tutarlı bir mekanizmadır ve tıp literatüründe onlarca yıldır tartışılmaktadır.
Ancak teorik tutarlılık, klinik kanıt demek değildir. Asıl soru şu: bu zincir gerçekten burun eğriliği olan sıradan bir kişide işliyor mu?
Bu konuda yapılmış araştırmaların önemli bir bölümü, ekokardiyografi ile ölçülen akciğer atardamar basıncına odaklanmıştır.
| Çalışma | Bulgu |
|---|---|
| 62 hastalık septum deviasyonu serisi | Ortalama akciğer atardamar basıncı erkeklerde 22,5 mmHg, kadınlarda 20,03 mmHg; normal kabul edilen 20 mmHg’nin üzerinde. Hastaların %14,5’inde 25 mmHg üzeri. |
| Septoplasti öncesi-sonrası ekokardiyografi çalışmaları | Ameliyat sonrası sistolik akciğer atardamar basıncında ve bazı kalp fonksiyon göstergelerinde düşüş bildirilmiş. |
| NT-proBNP çalışması | İleri derecede eğriliği olanlarda kalp yükünü gösteren NT-proBNP düzeyi daha yüksek; ameliyat sonrası gerilemiş. |
| Çocuklarda geniz eti ve bademcik büyümesi serileri | Ciddi üst solunum yolu tıkanıklığında kor pulmonale ve kalp büyümesi bildirilmiş vakalar mevcut. |
Bu tablo ilk bakışta iddiayı destekliyor gibi görünüyor. Ancak burada durup çalışmaların niteliğine bakmak gerekiyor.
Dürüst olmak gerekirse, yukarıdaki bulgular sanıldığı kadar güçlü bir kanıt oluşturmaz. Üç temel sınır vardır.
Birincisi, ölçülen şey kalp hastalığı değil. Bu çalışmalar akciğer atardamar basıncı veya kan değeri gibi ara göstergeleri ölçmüştür. Kalp krizi, kalp yetmezliği ya da ölüm gibi sert sonuçları ölçen çalışma yoktur. 22,5 mmHg’lik bir basınç değeri, 20 mmHg’lik eşiğin hemen üzerindedir ve klinik olarak hastalık tanımlamaz.
İkincisi, hasta sayıları küçük. Çoğu çalışma birkaç düzine hastayla, tek merkezde ve kontrol grubu sınırlı biçimde yürütülmüştür.
Üçüncüsü, seçilen hastalar toplumu temsil etmiyor. Bu serilere alınan kişiler “ileri derecede”, “belirgin” deviasyonu olan ve çoğunlukla ameliyat adayı hastalardır. Hafif veya orta derecede eğriliği olan geniş kitleye genellenemez.
Kısacası: burun eğriliği ile kalp-akciğer sistemi arasında ölçülebilir bir ilişki gösterilmiştir, ancak bu ilişki “eğriliğiniz varsa kalbiniz tehlikede” anlamına gelmez.
Kalp açısından gerçekten önem taşıyan tablo, burun eğriliğinin kendisi değil, ona eşlik edebilen uykuda solunum bozukluğudur.
Obstrüktif uyku apnesi, uyku sırasında solunumun tekrarlayan biçimde durması veya sığlaşmasıdır. Bu tablonun yüksek tansiyon, kalp ritim bozuklukları ve kalp-damar hastalıkları ile ilişkisi, burun eğriliği literatüründen çok daha güçlü kanıtlara dayanır.
Burun tıkanıklığı bu tabloya katkıda bulunabilir; ancak uyku apnesinin ana kaynağı genellikle burun değil, dil kökü ve yumuşak damak seviyesindeki daralmadır.
Bu yüzden doğru soru “burun eğriliğim var mı?” değil, şudur: horluyor muyum, uykuda nefesim duruyor mu, gündüz aşırı uykulu muyum?
Burun eğriliğinin kendiliğinden düzelip düzelmeyeceğini merak ediyorsanız, bu konuyu ayrı bir yazıda ele almıştım. Burun tıkanıklığının bir diğer sık nedeni olan burun eti büyümesi için de konka hipertrofisi yazısına göz atabilirsiniz.
Bu, yazının en önemli sorusu ve cevabı çoğu kişinin beklediğinden farklı.
Hayır, burun ameliyatı tek başına uyku apnesini tedavi etmez.
European Respiratory Journal‘da yayımlanan randomize çalışmada, uyku apnesi olan 49 hasta gerçek septoplasti ve sahte (sham) cerrahi gruplarına ayrılmıştır. Sonuçta hastaların yalnızca %15’i tanımlanan yanıt kriterini karşılamıştır. Araştırmacılar septoplastinin uykuda solunum bozukluğu yönetiminde sınırlı bir role sahip olduğu sonucuna varmıştır.
Sonraki meta-analizler bu tabloyu doğrulamıştır. On üç çalışmayı kapsayan bir meta-analiz, tek başına burun cerrahisinin apne-hipopne indeksini anlamlı ölçüde düşürmediğini, buna karşılık gündüz uykululuğunu iyileştirdiğini bildirmiştir. Yirmi üç çalışmayı içeren iki meta-analizde de anlamlı bir iyileşme saptanmamıştır. On yedi çalışmayı kapsayan 2017 tarihli meta-analizde ise iyileşme saatte yalnızca 4,15 olay düzeyinde kalmıştır.
Bu, burun ameliyatının değersiz olduğu anlamına gelmez. Burun cerrahisi:
Yani burun cerrahisinin uyku apnesindeki yeri, tedaviyi üstlenmek değil, mümkün kılmaktır. Bu ayrım, hastaların doğru beklentiyle yola çıkması açısından belirleyicidir.
Evet, ve bu fark önemlidir.
Çocuklarda üst solunum yolu tıkanıklığının başlıca nedeni septum eğriliği değil, geniz eti ve bademcik büyümesidir. Literatürde ileri derecede geniz eti ve bademcik büyümesine bağlı olarak kalp büyümesi, akciğer atardamar basıncı yüksekliği ve kor pulmonale gelişen olgular bildirilmiştir. Bu olgularda tıkanıklığın giderilmesiyle tablonun düzeldiği gösterilmiştir.
Ancak burada da abartıya kaçmamak gerekir: bunlar nadir ve ileri derecede tıkanıklık tablolarıdır. Geniz eti büyük olan her çocukta kalp sorunu beklenmez.
Çocuklarda dikkat edilmesi gereken bulgular şunlardır: gece boyunca ağzı açık uyuma, yüksek sesle horlama, uykuda nefesin durduğunun fark edilmesi, huzursuz uyku, gündüz dikkat ve davranış sorunları, büyüme geriliği. Bu bulgular varsa değerlendirme gerekir. İlgili konular için geniz eti ve bademcik sayfalarına bakabilirsiniz.
Kalp kaygısıyla değil, doğru gerekçelerle hekime başvurmak gerekir. Değerlendirme gerektiren durumlar şunlardır:
Bu bulgular varsa yapılacak şey doğrudan ameliyat kararı değil, önce uyku testidir. Uykuda solunum bozukluğu olup olmadığı ve varsa derecesi ortaya konmadan, tıkanıklığın hangi seviyede olduğu ve tedavinin ne olması gerektiği belirlenemez.
Burun eğriliği tedavisinin gerekçesi kalp korkusu değildir. Gerekçe, burundan rahat nefes alamamanın kendisidir: uyku kalitesi, egzersiz kapasitesi, koku duyusu, sinüzit sıklığı ve genel yaşam konforu.
Kalp-akciğer sistemi üzerindeki olası etkiler, ileri derecede ve uzun süreli tıkanıklığı olan seçilmiş hastalarda tartışılan, kanıt düzeyi sınırlı bir konudur. Bu bulguların “ameliyat olmazsanız kalbiniz zarar görür” biçimine dönüştürülmesi, mevcut bilimsel veriyi aşan bir yorumdur.
Burnunuzdan nefes almakta zorlanıyorsanız, horluyorsanız veya uykuda nefesinizin durduğu söyleniyorsa, kulak burun boğaz hastalıkları alanındaki bir hekime başvurarak değerlendirme yaptırmanız uygun olacaktır. Gerekli görülürse uyku testi ve ilgili branşlarla ortak değerlendirme planlanır.
Burun eğriliğinin tek başına kalp yetmezliğine yol açtığını gösteren güçlü bir kanıt bulunmamaktadır. Literatürde bildirilen bulgular, ileri derecede eğriliği olan küçük hasta gruplarında akciğer atardamar basıncının hafif yüksek ölçülmesiyle sınırlıdır ve sert klinik sonuçları içermez.
Bazı çalışmalarda ileri derecede deviasyonu olan hastalarda ortalama basıncın normalin biraz üzerinde ölçüldüğü ve ameliyat sonrası gerilediği bildirilmiştir. Ancak bu çalışmalar küçük ölçekli ve gözlemseldir; hafif eğriliği olanlara genellenemez.
Horlama tek başına tanı değildir. Riski belirleyen, horlamaya uykuda solunum durmalarının eşlik edip etmediğidir. Obstrüktif uyku apnesinin kalp-damar hastalıklarıyla ilişkisi bilinmektedir. Bu nedenle değerlendirmenin uyku testiyle yapılması gerekir.
Genellikle hayır. Sham cerrahi kontrollü randomize bir çalışmada hastaların yalnızca %15’i yanıt kriterini karşılamıştır. Meta-analizler tek başına burun cerrahisinin apne-hipopne indeksini anlamlı düşürmediğini göstermektedir. Ancak gündüz uykululuğu ve yaşam kalitesi iyileşebilir.
Burun cerrahisi, apneyi tek başına tedavi etmekten çok CPAP cihazına uyumu kolaylaştırmakta değerlidir. Bir çalışmada cihazı tolere edemeyen 43 hastanın 40’ı burun cerrahisi sonrası cihaza uyum sağlayabilmiştir.
İleri derecede geniz eti ve bademcik büyümesine bağlı kor pulmonale bildirilmiş olgular vardır, ancak bunlar nadirdir. Gece ağzı açık uyuma, yüksek sesli horlama, uykuda nefes durması ve gündüz davranış sorunları varsa değerlendirme yapılmalıdır.
Hayır. Burun cerrahisi kararı, burundan nefes alamamanın yaşam kalitesine etkisine ve muayene bulgularına dayanır. Kalp korkusu üzerinden verilen ameliyat kararı, mevcut bilimsel veriyi aşan bir gerekçelendirmedir.
Prof. Dr. Öner Çelik — Kulak Burun Boğaz, Baş ve Boyun Cerrahisi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu; kulak burun boğaz uzmanlık eğitimini Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tamamlamıştır. Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmış, 2013 yılında Ohio State University Wexner Medical Center’da ileri endoskopik sinüs cerrahisi ve kafa tabanı cerrahisi eğitimi almıştır. Türk Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Derneği ve Vakfı üyesidir. Hakkımda sayfası
Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi, tanı veya tedavi yerine geçmez. Kişisel durumunuz için ilgili uzmanlık alanındaki bir hekime başvurunuz.

